
Kahramanmaraş neden bir türlü istediği hızda ilerleyemiyor?
Bu sorunun birçok cevabı olabilir. Ama üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken sorunlardan biri de taklitçilik alışkanlığımız.
Esnaftan iş insanına, siyasetten medyaya kadar birçok alanda aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Birisi yeni bir iş kuruyor, emek veriyor, risk alıyor ve başarılı oluyor.
Ardından ne geliyor?
Taklitçisi!
Bir esnaf farklı bir işletme açıyor. İşleri iyi gidiyor. Çok geçmeden yanı başında aynı işi yapan başka bir işletme beliriyor.
Bir yayın farklı bir format ortaya koyuyor, benzeri çıkıyor.
Bir organizasyon ilgi görüyor, aynısı düzenleniyor.
Bir fikir dikkat çekiyor, kısa süre sonra kopyası karşımıza çıkıyor.
Peki, neden?
Çünkü bazen üretmek yerine hazır olanın peşinden gitmek daha kolay geliyor.
Oysa ilham almak başka, taklit etmek başka.
Başarılı bir işi örnek alıp daha iyisini yapmak rekabettir. Başkasının fikrini, tarzını veya emeğini kopyalayıp aynı yolu yürümeye çalışmak ise özgünlük değildir.
Üstelik bu alışkanlık sadece ticarette yok.
Siyasette, iş dünyasında, medyada ve sosyal hayatta da zaman zaman aynı zihniyetle karşılaşıyoruz.
Birinin yaptığı işe bakılıyor ve hemen şu soru soruluyor:
“Bu tutmuş. Ben de aynısını yapayım.”
Asıl sorulması gereken ise şu:
“Ben daha önce yapılmamış ne yapabilirim?”
İşte Kahramanmaraş’ın ihtiyacı tam olarak bu.
Çünkü şehirler birbirini taklit ederek gelişmez.
Üreterek, farklılaşarak ve risk alarak gelişir.
Bu şehirde bunu yapan çok sayıda değerli insanımız var. Kendi markasını oluşturan, yeni yatırımlar yapan, istihdam sağlayan, dünyaya açılan insanlar…
Onların farkı, başkasının gölgesinde yürümemeleri.
Kendi yollarını açmaları.
Bir de başkasının başarısını kendisine kestirme yol olarak görenler var.
Kendi emeği ve fikri yerine hazır bir başarıyı kopyalayarak kendisine alan açmaya çalışanlara söyleyecek sözüm açık:
Başkasını taklit ederek kendinizi ispatlayamazsınız.
Çünkü zaman, kimin ürettiğini; kimin emek verdiğini ve kimin hazırın peşinden gittiğini mutlaka gösterir.
Bu konu gazetecilik açısından da önemli.
Gazetecilikte herkesin kendi dili, kendi bakışı ve kendi imzası olmalı. Aynı olayın haberini yapmak doğaldır; ancak özgün bir yayın anlayışını kopyalamak gazeteciliğe değer katmaz.
Gazetecilik, başkasını takip etmek kadar kendi izini bırakma mesleğidir.
Artık “O ne yaptı, ben de yapayım” anlayışından vazgeçelim.
“Ben ne yapabilirim?” diye soralım.
Başkasının başarısını kopyalamak yerine kendi başarımızı oluşturalım.
Başkasının markasının benzerini yapmak yerine kendi markamızı yaratalım.
Başkasının fikrinin arkasından gitmek yerine kendi fikrimizin peşinden koşalım.
Çünkü Kahramanmaraş’ın ihtiyacı daha fazla kopya değil, daha fazla özgünlük.
Bu şehir başkasının yaptığını tekrar ederek değil, kendi hikâyesini yazarak büyüyecek.
Ve unutmayalım:
Taklit edilen bir şehir olmak istiyorsak, önce taklit etmekten vazgeçmeliyiz.
Kalın sağlıcakla.
Ebru Sema Akkurt